ησвℓe Ŧ๓

"Ana Siteye ulaşmak için buraya tıklayın."

19 Aralık 2010 Pazar

~ Yeni bir gün..

Çevremde hala insanlar var, evet. Çoğunu verdiğim bu büyük savaşta kaybetmiş olsam da, yeni bir güne başlayacak gücüm var.

Evet, yeni insanlar var artık yanımda. Garip olan ise, büyük bir sınav telaşı içerisinde olmama rağmen bunları yazabilecek ve arkadaş edinebilecek vaktim olması. Sanırım bu bir çeşit özrü yaşadığım hayatın. Neden sence? Niye özür dilesin ki hayat basit bir insandan? Kutubun keskin soğuğu gibi duygulara sahip olan hayat, neden yapsın bunu?

"Gerekirse, hayatını harcayabileceğin bir savaş ver. Mutlak zafer ve yeni bir hayat seni bekliyor olacak."

Doğruluğu tartışılır mı bilmem, anlatayım. Hayatın basit değil tabi, benim büründüğüm onca hayat gibi. Korumak için bir şekilde çabalar ve her ne olursa olsun kaybetmek istemezsin. Ancak düşün ya bütün herkes üzerine gelirse, hayatını kaybet diye? Nasıl kafa tutarsın onca insana?

Zamanlar boyu, nereden geldiği, ne donanmayla, ne zaman, ne yapacağı belli olmadan onca zırhla süvariler gibi üzerine saldırmaya hazır bu insan ırkından nasıl kurtulursun? Birşeylere ihtiyacın olur genelde, evet. Silahlanman gerekir bazen, en barışçıl insan olsan dahi. Yeni bir günü, yeni bir hayatı yaratabilmek için kişilik avına girersin bazen. Farklı bir rol bürünüp, o süvari birliğine sızman gerekir. Nasıl mı?

"Bazen bir şeyi saklamanın en iyi yolu, onu ortalık bir yerde bırakmaktır.."

Bunu kendine uygulayarak evet. Bir benlik yaratıp insanları etkilersin, seni seven, sana değer veren insanlardan güç alarak. Seni sevenler, yardım edemeyebilirler, güçlü olmayabilirler. Ancak onlar ne kadar güçsüz olursa olsun. Kaybetmezsin. Kahraman olarak bazı şeyleri göze alıp daha fazla savaşırsın. İşte, bazen av bu olur. Bu işin arkasından farklı bir karakterle, düşmanlarına yaklaşırsın..

"Barbarlık ve hainlik bu!" diyenleri duyar gibiyim. Evet, böyledir de bu. Doğanın kanunlarına göre yaşar her insan, sen neden onlardan biri olmayasın ki? Şanslıysan, iyi biri olup şu yüce Tanrı'nın sana yardımcı olacağı günü bekleyebilecek kadar uzun yaşarsın. Bana kalırsa, Tanrı'n, sensin. İster ve savaşırsan, alamayacağın şey, kazanamayacağın savaş ve yaratamayacağın bir hayat kesinlikle olmaz. Sadece direnmesini, acı çekmeyi ve intikam almayı iyi öğrenmen yeterlidir. İşte o zaman bulacaksın uğruna hayatınızı feda edebileceğin bir savaş.. İşte o zaman kazanacaksın.. Kazandığım büyük savaşların arkasındaki güçlü yan budur, şu anda böyle olmamın nedeni de. Bazıları ucube der, bazıları kahraman. Ancak kendim ve güçlü olduğumu bilmenin onuruyla girerim savaşlarıma. Sen de kazanabilirsin.. Deneyerek, tırnaklarınla kazıyarak, birşeyler elde edebilirsin..
Tabi o zamana kadar, durmadan, yorulmadan, vazgeçmeden..

Zorla haddini, elinideki tüm güç ile..

Tim A. Georgean (Boğaçhan Nakman)

10 Ağustos 2010 Salı

~ Doğum günü..

" Doğum günün kutlu olsun! "

Ne kadar basit, ne kadar kuru bir tebrik biçimi. Tabi, elinden sadece o geliyorsa hiç yoktan iyidir. Bu gün annemin doğum günü ve ben sabahtan beri nasıl farklı birşeyler yapabilirim diye telaşlı bir düşünce seli içindeyim..

En azından içindeydim. Artık değilim, onu buradan tebrik edeceğim. Tamamen duygularımla, kelimelerimle. Bu beni büyüleyen ortamda, gerçekten iyi bir kutlama olacağına inanıyorum ben. Ellerimi ovuştururken, bir andan da neler yazabileceğimi, neler söyleyebileceğimi düşünüyorum. 40 yaşına yaklaştı kendisi ama hala güzel, hala bilgili ve hala kendi burnunun dikine gitmeye çalışan biri. Bir çok zorlukla karşılaştı kendisi şu yaşına kadar, ancak hiç bir zorluk pes etmesini sağlayamadı ve gerçekten böyle bir kadının arkamda olduğunu bilmek gerçekten gurur verici. Uzun uzun onu anlatabilirim burada, bana verdiği değeri, benim için yaptığı, yapmaya çalıştığı şeyleri anlatabilirim. Ama bunları sadece benim bilmem, onu daha da ulu kılmak için yeterli gözümde. Sadece gerçekten bunca yıl yaşayıp, bunca yıl beni yaşatıp, bunca yıl bana sahip çıkmış olması onun gerçekten güçlü biri olduğunu gösterdiği için ona nasıl imrendiğimi, zaman zaman onun gibi nasıl olabileceğimi düşündüğümü söylemek yeterli diye düşünüyorum. Bir bu kadar daha yaşamasını, benimle birlikte olup, bana doğru yolu göstermesini istiyorum. Her daim yanımda olmasını istiyorum. Kendi başıma da gayet iyi yaşayabilmeme rağmen "anne" olarak onun yanımda olmasını istiyorum. Biliyorum çünkü, hiç bir kimse, hiç bir kadın onun yerini doldurabilecek seviyede değil benim için. Çok fazla konuştuğumu düşünüyorum.. Çenemi kapatma zamanı.

" Seni seviyorum anne, her zaman benimle olman dileğiyle.. Doğum günün kutlu olsun.. "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

8 Ağustos 2010 Pazar

~ Karanlık Merdivenler..

"(...) Kapıdan içeriye yavaşça girdiğimde, beni ufak bir holden başka birşey beklemiyordu. Yavaşça ilerlediğimde, ortalığın karanlık olduğunu yeni fark etmeye başlamıştım. Loş bir ortamdı, ilerlerken duvardaki aile sembolleri ve yağlıboya tablolarına bakıyordum. Bir süre yürüdükten sonra bir merdiven ile karşılaştım. Uzun, dar ve karanlık merdivenlerdi bunlar. Yavaşça sol ayağımı atarak ilerlemeye başladım. Minik adımlarla tırmanıyordum dar merdivenleri. Neden sonra birşey fark ettim. Karanlık merdivenler arasında ufak bir kız oturuyordu. Etrafın siyahlığında dikkati çeken sadece beyaz uzun geceliğiydi. Yalnızca o ve ben vardık o karanlık ve dar merdivenlerde, an geçti ve göz göze geldik. Gri gözleri ışık gibi parıltı saçıyordu. Ürkütücü ancak, vazgeçilemeyen bir görüntüydü bu. Hiç olmadığı kadar korkmuş ve bir o kadar da cesaretlenmiştim. Yavaşça lekeli duvar kağıdında ellerimi sürterek yürümeye başladım. Profesyonelce yapılmış kirli ve tozlu tabloların arasında ellerim kayıyordu adeta. Kıza doğru yürümeye devam ettim ve yavaşça yanına yaklaştım. Yanına oturduğumda, korkum tamamen silinip gitmişti adeta. Ufak kız zorla oraya oturtulmuş ve bacaklarından merdiven tahtalarına zincirlenmişti. Elimi una uzattığımda, korkarak geri çekilmesi kalbimde birşeylerin paramparça olmasına neden olmuştu. Elimi yavaşça indirdim. İkimizin de gözlerinden birer damla yaş aşağıya süzülmüştü ki, bu bizim kalplerimizin birliğini gösteriyordu. Minik kıza kısık sesle şunu sorabildim..

" S-sen.. İ-i-iyi misin? "

Kıza doğru adım attığımda, beklemediğim birşey olmuştu, kız ayağa kalkarak, belime sarılmış hıçkırıklarını hiç saklamadan ağlamaya başlamıştı. Elimi kaldırıp, minik kızın kafasına götürdüm. Siyah, uzun ve düz saçlarını kalbimdeki tüm şefkat ile okşamaya başladım. Kızdan yavaşça ve istemeyerek kendimi ayırdım. Üzerimdeki takım elbisenin iç cebine sol elimi attım ve oradaki 9mm'yi çıkardım. Kıza baktığımda, gülümsedim yavaşça. Korkmasına rağmen hiç birşey söylemiyor, tepkide bulunmuyordu. Yavaşça silahı aşağıya doğrultup, göz yaşları arasına tetiğe bastım...

...

Bu gerçekten tutsak bir ruhu özgür bırakmak için olan tek yoldu. Silahımdaki susturucu sayesinde çok ses çıkmadan bitmişti. Kızın minik ayakları yavaşça boşaldı ve merdivenler üzerine devrildi. Karanlık merdivenlerde bir melek yatıyordu sanki.. Silahımı tereddütsüzce yerine yerleştirdim. Loş ışığın vurduğu kapıya doğru kafamı çevirip baktım bir an. Gerçekten bir ruhu özgür bırakmıştım. Merdivenlerde eğildim ve kurşun ile parçaladığım zinciri kızın ayağından çıkardım. Minicik bileklere sahip ufak bir kızdı, belli ki uzun zamandır yemek yemiyordu, zayıf ve güçsüzdü. Zinciri çıkardıktan sonra, yavaşça minik meleği kollarımın arasına aldım. Dar merdivenlerdeki korkunç sandığım o varlık, tüm saflığı, tüm masumiyeti ile kollarımdaydı şimdi. Merdivenleri yavaşça inmeye başladım.

...

" İyi olacaksın, söz veriyorum.. "

gözümdeki yaşları silmeme olanak yoktu belki, ancak saklamam için de bir gerek olduğunu düşünmüyordum açıkcası. Şefkatin damlaları yanaklarımı yalayarak aşağıya süzülürken, ben uzun holde yürüyordum. Minik gözlerini araladı hafifçe. Gözlerin deki korku, sevgi açlığı ve tedirginliği gördüm. Kapıya yaklaştığımda, tabloları süzdüm, yavaşça. Tebrik ve zafer nidaları atarcasına bakıyorlardı artık. Ansızın içimde bir ürperti olmuştu. Tamamen korunmasızdım şu an. Ya arkamdan, minik kızı bu halde bırakan kişi bana saldırırsa diye bir düşünce beynimi yemeye başlamıştı. Adımlarımı sık ve hızlı atmaya başladım. Kapıya vardığımda ise duyduğum ses, bulunduğum ortamda bir insanı iliklerine kadar ürkütecek bir elektrikli testere sesiydi. Havayı yarışı ve hızla bana yaklaşması muazzam bir korku oluşturmuştu içimde, ansızın kapıyı olağan gücümle tekmeledim, ancak artık çok geçti. Kafamın hemen arkasında testerenin sesini duymuş, beynimin derinliklerine işlemesini hissetmiştim. Artık çok geçti, herşey bitmişti..

...

Bir kaç saniye sonra, kafamın hala tek parça olduğunu hissedip hızlıca dışarı çıktım. Arkama bakmaya bile cesaret edemeden Cadillac'ıma yöneldim. Yola çıkmadan önce kaldırım boyunca olabildiğine hızlıca yürüyordum, ancak kollarımdaki kızı sarsmamak için çaba sarf ettiğimden, çok da hızlı hareket edebiliyor değildim. (...)"



Devamını getireceğim, olay örgüsünü kurdum ancak bir kişisen yardım istedim. Onunla birlikte bitireceğim bu minik hikayeyi..

Tim A. Georgean (Boğaçhan Nakman)

22 Temmuz 2010 Perşembe

~ Son ve Yeni bir başlangıç..

Son..
Evet son.

Bir daha başlamamak üzere bir aşk kapandı artık. Bir hafta kadar bekledim, geri döner, belki geçer bu tatsızlık diye. Ona her şeyden fazla değer vermişken, bu haldeyim. Olabilir..

İnsan kimseye değer vermemeli belki. Belki mi? Fazla oldu büyük ihtimalle, ihtimal? Hayır, kesinlikle fazla oldu. İnsan kimseye değer vermemeli, kimseye bağlanmamalı. Sevip, bittiğinde üzülmemeli insan. Hayatını bu şekilde yaşamalı.. mı?

" Aşk hayatın anlamıdır.. "

Bu lafı kim söylediyse, çıkabilir mi karşıma? Hangi ahmak, ne cüretle söyledi bunu? Herneyse. Kabalık olmamalı burada. Herşey gerçek olmalı ki, inanabilelim. Uzun sürmedi. Biri içten konuştu benimle, içten.. Hakikatten ses doğurdu içimde, ateşi alevledi. Ve şunu söyledim..

" Sevgili de bulurum, başka birşey de.. Kimseyi ilgilendirmez, ilgilendirecekse, terketmeseydi.. "

Doğru bir kanı mı? Yaşayacak daha fazla birşey var mı? Bence yok, sizce de öyle mi? Sürekli aşağılanıp, sevmeme rağmen sevmemekle ithaf edilmek zor birşey, bunu bilemeyebilirsiniz. Ki kaderim. Değer verebiliyorum kolayca. Her neyse.. Sadece birşey söylemek için buradayım.

" Artık, daha güçlü ve bilinçli olmak için değil.. Hayatın "beste"sine ayak uydurmak için yaşıyorum. "

Tim A. Georgean (Boğaçhan Nakman)

5 Mayıs 2010 Çarşamba

~ Uzun bir yaşam..

Bilmem niye, ama tamı tamına iki aydır yazmıyordum buraya, daha önemli işler vardı belki, belki de sizlerden sıkılmıştım. Ah, yok canım tabi ki şaka yapıyorum, kimseden sıkıldığım yok, kendim hariç.
İğrenç bir sınav kompleksine girdim, haliyle. Zaman akıp gidiyor ve her giden saniye de bizlerden birşeyler götürüyor işte..

Bunu yazacağım, evet.

" Niye her geçen gün bir şeyler kaybetmek zorundayız? " Yaşamak için birşeyleri feda etmeliyiz o halde. Eğer bu ufak tezim doğruysa, ölümsüz bir insan olmaz. Şaka yapmıyorum, daha derin düşünebilirsiniz. Açıklayayım, şöyle ki;

Farkındayız hepimiz, çok sevilen, çok seven bir insan uzuuun ve mutlu bir yaşam sürer. Ya tek olanlar, kimsesi olmayıp yalnızlığa mahkum kalanlar? " Yalnızlar çabuk ölür. " derler, bakın, demek ki varmış böyle bir durum. Yalnız olanın feda edebileceği hiç bir maneviyatı yoktur, yaşama feda sunamadığı için çabuk ölür. Uzun yaşayanlar ise çok kayıp vermiş ama hala yanında, arkasında sırtını dayayabilecek onlarca insan olan değil midir?

Bunu iki farklı şekilde yorumlarsınız ancak; birincisi benim deli olduğum, ikinicisi ise dahi. Her ikisi de olabilir, zira aralarında farklılık da yoktur. Deliler de dahiler de uzun yaşar, onlar kusurları örtüp, kolayca unutabilen kişilerdir çünkü. Bu yüzden sevilirler, bu yüzden mutludurlar, bu yüzden uzundur yaşamları..

Biraz paslandığımı hissediyorum. Ya da sizler çok ışıldıyorsunuz. Bence parlayan sizlersiniz. Niye mi? Öncelikle paslandığımı söylemeyip egomu tatmin etmek istedim. Diğer neden de, iki uzun ay sonra her birinizin çok büyük tecrübeler yaşadığını varsaymamdan. Tabi ki hepiniz daha güçlü oldunuz, bazı sorunlara göğüs gerdiniz, belki mutlu oldunuz, belki de ağladınız. Ancak yaptığınız tek şey bu değildi. Kazancınız sadece mutlu olmak ve ya tecrübe sahibi olmak değildi. Olgunlaştınız. Ve ben de öyle sanırsam, artık insanları takdir edebiliyorum, insanlara içten gülebiliyorum. Ve -yukarıda yazan sadece espriydi- artık ego sahibi olmadığımı düşünüyorum..

Peki neye borçluyum bunu? Neye borçluyuz?

Güçlüklere göğüs germeye, asla susmamaya, sürekli yaşamaya tabi ki. Sürekli yazmaya..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için.. "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

5 Mart 2010 Cuma

~ Kasımpatı..

Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız
"Bitti, hiç daha kötüsü olmamıştı"
dediğiniz zamanlarınız oldu mu?
Ya da "bittim, mahvoldum" dediğiniz?
İçininiz sonsuz acıdığı, elinizin kolunuzun bağlı olduğu zamanlar?
Damağınızda acımsı bir tadın hiç geçmediğini;
yüreğinizdeki o mengenenin de
canınızı sıktıkça sıktığını hiç hissettiniz mi?

Yalnızsınızdır.
Savunmasızsınızdır.
Yorgunsunuzdur.

Anlata...maz, anlayamazsınız da. Gözünüzde bir damla yaş, her an hazırdır akmaya. Sebepli yada sebepsiz. Soğuktur elleriniz, belki ısıtacak bir elin olmamasından.
Çirkinsinizdir kendinizce. Aynalara da küs..

Gözlerinizdeki pırıltılar yok oldu, yok olacak gibidir...
Çaresizsinizdir. Sebep çokturaslında. Ya parasızsınızdır, ya terkedilmiş, ya hasta.
Aslında yüzlerce ya da’dır sizi bu hale getiren.
Ne zaman geçecek bilmezsiniz.

"Umut garibin ekmeği" umarda umarsınız. Bazı şeyler istersiniz belki. Ancak..

Ya çaba?

Oysa hiç gördünüz mü, kim bilir kaç gün olmuş dalından koparılmış kasımpatlarını? Hala dimdik, hala ayakta, hala pırıl pırıl. Koparılmaya inat solmamaya kararlı. Direnmeyi öğrenmiş, bu doğasıymış gibi olan kasımpatıları..

Ama aklımız hep güllerdedir, hep lalelerde.. Solmak, kurumak çok kolay. Oysa dimdik ayakta durabilmek değil mi önemli olan, yılmamak zorluklardan. Güçlüklere göğüs gererek..

Hayallerden, umutlardan vazgeçmemek asıl olan.

Ne dersiniz denemeye var mısınız kasımpatı olmayı?
Herşeye rağmen, herşeye inat. Durmadan, yıkılmadan yazmayı denediniz mi..?

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için.. "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

1 Mart 2010 Pazartesi

~ Minik bir melek..

Bir bebeğin insan hayatını mükemmele çevirebilecek gücü vardır, bu gücü de farkında olmaksızın kullanır her fırsatta. Ne yapar, nasıl yapar bilinmez ancak cidden etkisi olur bu durumun. Hele de o bebek minicik ve mavi gözlü ise..

Sadece gülümser sana..

O sadece gülümser ve yaptığının farkında değildir ancak bu gülümseme birçok şeyi olumluya çevirir hayatta. Bugün olduğu gibi..

Okuldan canım sıkıldığı için kaçmıştım, nezleydim ve bacaklarım cidden acı veriyordu. Aklımda ise gidebileceğim tek bir yer vardı. Oyun Mühendisi. Soğuk ancak güzel bir hava vardı dışarıda, kapşonu kafama kapadığım halde hafifce kulaklarımı yalıyordu cılız rüzgar. İnsanların telaşlı bir halde koşturması, arabaların birbiriyle olan amansız yarışları ve duraktaki karmakarışık gürültüyü duyuyor ve izliyordum sadece. Hayattı bu aslında, bir sürü akıl almayan karmaşa ve curcuna. Şehrin derinliklerinde, kalbindeki kaos..

Otobüse bindiğimde sadece uyumak istedim, Avcılar'a varana kadar da devam etti bu uyku, sarsılmış bir şekilde otobüsten inmiştim çünkü yaşlı bir kadın ve genç bir kız oturduğum koltuğa, ben varken düştüler. Sıyrılıp aşağıya indikten sonra o temiz olmasa da dostani bir biçimde bana eşlik eden rüzgar ile buluştum yine. Metrobüs'e binene kadar eşlik etti bana saklı ve usulca, içeriye girerken beni selamlarcasına kükredi ve eski usul haline geri büründü. İneceğim yerde bana gideceğim yere kadar eşlik edecekti ve benim inmemi bekleyecekti biliyordum. Kafamı cama yasladım ve dışarıda kendilerini parçalarcasına bir yerlere giden araba sürüsünü izlemeye koyuldum.. Ta ki o bebek karşıma gelinceye kadar..
Hayatımda gerçekten onun gibi gözlere sahip bir varlık görmemiştim(sibirya kurtları hariç) mükemmel ve minik gözlerdi, tombulca yanakları ve fındık kadar burnunu saymıyorum bile tatlılığını anlatırken. Hayatımda olacaklardan endişe duyar bir biçimde düşünür haldeyken tabiri caizse " Tanrı göndermişti " o ufacık kızı. Gerçek bir melek gibi bir ifade vardı suratında, masum ve sevimli. Ve bir anda o muazzam şeyi yaparak tüm hissiyatımı ve ruhumu pozitife, hatta pozitif'in en uç kutubuna çevirdi..

Gülümserken resmen en tatlı anime karakterlerine benziyordu. Kafasında kulak kısımları uzun pilot şapkası tarzı bir pembe şapka vardı ve gülümseyince bir gözünü kapayacak şekilde aşağıya düştü o şapka. Öyle tatlı bir görüntüydü ki, kızı alıp eve götüresim geldi. Rüzgarın dertlerime dostani olan eşliğini bile unutmuştum bir meleğin bana gülümsediğini görünce. Onlar inmeden önce ben inecektim, bir an bu duruma lanet ettim açıkcası. Bu kadar tatlı bir varlığı bırakıp, git gide benden uzaklaşmasını anbean izleyecek olmanın verdiği üzüntü moralimi bozmaya başlamıştı. Ancak o minik kız sanki bunun farkındaymışcasına ara ara bana bakıyor ve gülümsüyordu..

Mutluydum, indiğimde rüzgar dertlerime değil mutluluğuma destek çıkarcasına neşeli neşeli esip gürlüyordu ve ılıktı artık. Oyun Mühendisi'nin önüne gelene kadar eşlik etti bana, dükkanın kapalı olduğunu ve benim de bu yazıyı dışarıda yazdığımı düşünürsek eğer, hala da eşlik etmekte..

Bir bebeğin gülümsemesi bu kadar çok yaşatır insana, böyle bir mutluluk yok denecek kadar azdır hayatta. Kaos'un içine, bu karmaşayı sonlandırmak için inmiş bir kaç melekten biridir bu kız herhalde. Kim bilir dışarıda olduğu sürece kaç insanı mutlu edecek, kaç kişinin daha moralini düzeltecek bu minicik melek. Ve bende yaptığı tek etki de bu değildi.

Tüm umudum, tüm gücüm geri gelmiş durumda şu an. Tam anlamıyla aşk ile savaşabilecek bir durumdayım, yaşanmaya değer şeylerin olduğunu bir kere daha fark ettim, git gide de fark ettiğim şeyler çoğalıyor açıkcası. Yakında çok daha güçlü ve bilinçli olacağım ve başka amaçlar için yaşamaya devam edeceğim. Ancak o zamana kadar da savaşacağım tabi ki, her zorlukla karşılaştığımda o melek gülümsemesini aklıma getirip durmayacağım. Ve en önemlisi, yazacağım..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için.. "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

22 Şubat 2010 Pazartesi

~ Hissizlik..

" Hissizlik hınçtır. Nefretin diğer adıdır, umursamazlıktır. "

Budur düşüncem, anlatayım. Hissizlikk dünyadaki tüm kötü duygulardan daha da kötüdür, daha acımasız ve daha acı vericidir. Aşığın umudunu kırar hissizlik, canını yakar, onu alabildiğine üzer. Canım yanıyor, alabildiğine üzülüyorum..

Hissiz birini seviyorum çünkü, ancak bu işin en basit kısmı tabi ki. O hissizliği o'nda yaratan olarak, hissizliğin verebileceği acının en büyüğünü yaşıyorum.

" Gel " desem, " Tekrar gel, hayatım ol " desem. Kabul eder mi? " Herşeyim ol, tek ol hayatımda " desem?
O'nu çok sevdiğime inandırmak için yeter mi ki.. Amaçsızca yaşamaktan bıktım. Hissizliğini gidermek için ne yapmalıyım? Yeterince çok çalışıyorum, o'nu bir saniye bile aklımdan çıkarmadan her anımı onunla yaşıyorum resmen. O'ndan haber alamamak, onun hakkında hiçbir bilgiye ulaşamamak.. İşte bu kızdıran, işte bu hayatımın en berbat hissini yaşatan, onun kalbinin attığından, yaşadığından habersiz olmak. Aşık olmak bu mu? O'ndan haber alamadığın zaman, başına birşey geldiğini düşünüp içinin titremesi mi..? Üzgünüm, pişmanım bu hissizliği yarattığım için, elimdeki kudreti böyle birşey yaratmak için kullanmış olmak canımı acıtıyor, kendimden bile nefret ettiriyor. Hala sevdiğini bilmek bile umut veriyor, ancak bu umudu da hissizlik kırıyor. Çaresiz hissediyorum. Şu an aşk ile aramdaki savaşa az da olsa ara vermiş gibiyim. Ancak bu kimseyi unuttuğum anlamına da gelmiyor. Aksine yanımda olanları, bana destek çıkanları, o insanların beni ne kadar sevdiğini, benim onları ne kadar sevdiğimi düşünüp güç buluyorum bitkin damarlarımda. Tekrar kudretimi geri kazanmak için uğraşıyorum, az kaldı çünkü.. Gerçekten az kaldı, benliğimi, onurumu geri kazanmak için. Vazgeçmeden savaşacağım, ancak önceden yıkılmış labutlar çıkıyor karşıma..

" .. Yanabilir saltanatlar, olsun yeniden yaparız .. "
birinin gerçekten sevdiği bi alıntı kesitiydi bu. Hoşuma gitti ve güzel geldi labutların üstüne, yıkılmaktan bıkmıyorlar mı?

Ben de yıkmaktan bıkmayacağım o zaman. Tüm zorluklarla başa çıkacağım. Durmayacağım yerimde, yine seveceksiniz beni. Yine güveneceksiniz. Bu lanet hissizliği kaldıracağım o masum kalplerinizden, madem bu kadar şeyi bok etmeye gücüm yetiyor. Toparlamaya da yetecektir. Amacıma ulaşana kadar kesinlikle kararlıyım, durmayacağım. Savaşacağım. Ve sürekli yazacağım, aralık vermeden, alabildiğine yazacağım..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için.. "


Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

21 Şubat 2010 Pazar

~ Ara..

Bir kaç günlük bir aradan sonra tekrar buradayım. Evet yazmadım pek birşey, kendimi tekrar Yu-Gi-Oh!'a kaptırdım çünkü. 224 bölüm, başladım 50. bölüm demin bitti. İzliyorum. Oynamayı düşünüyorum da evet. İsteyen çocuk diyebilir umrumda değil. O oyunun çocuk oyunu olmadığını herkes biliyor çünkü. Bilmeyen de cahilliği ile yetinsin..

Biraz sert konuşuyor olabilirim. Asabiyim belki de, ancak tabi ki bir sebebi var. Başım zonklama derecesine geldi ve bir sağlık personelinin (annem ve üvey babam doktor) evinde ağrı kesici yok. Evet yok. Bu yazmadığım günlerde pek birşey yapmadım aslında, meşguldüm ancak oturduğum yerden. İlk gün " World of Warcraft " ile kafayı bozdum. 80. seviyede bir Death Knight'ım ve aynı seviyede bir Büyücü'm var. İkinci gün de " Grand Theft Auto : San Andreas " ile ilgilendim. Hepinizin tepkisinin " Çocuk oyunu lan o?! " gibi olduğunu biliyorum. Ancak herkesin düşüncesinin aksine şunu söylüyorum;

" G.T.A.: San Andreas, şu ana kadar yapılmış en iyi StreetLife RolePlay oyunudur! "

Bu laftan sonra bana bir milyon tane oyun saymayın, en iyisi bu. Herneyse, zaten Single Player'ın yanında Multi Player olarak RolePlay serverlarında da oynadım. Üçüncü yani bu gün de buz pistindeydim. Kafamı gözümü yarmak için gitmedim ancak biraz öyle oldu. Yerleri temizledim güzelce, bir iyi de rezil oldum oradaki dişi varlıklara. Gerçi umrumda değiller orası ayrı konu. Şimdi ise baş ağrısından patlamış bir halde şunları yazıyorum. " Ah lanet blog, ah! " diyorum ve aklımın alamayacağı gibi şekilden şekile giriyorum yatakta. Belki de daha fazla devam etmemeliyim. Ve bu yazı tamamıyla sallamasyon bir yazıdır çok fazla dikkate alınmamasını rica ediyorum.

Unutmadan, sevdiğim kızın da bilgisayarı bozulmuş. Haber bile vermedi, bu durum da çok canımı sıkıyor ve onu özledim açıkcası. Diğer " fahişe " ile de yarın görüşeceğim. Bakalım hala ne yüzsüzlükle mesaj atıp " 32 gün oldu hala unutmadım. " diyebiliyor..

Savaşıyorum, bırakmayacağım.. Deniyorum, vazgeçmeyeceğim.. Ve hep yazacağım..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için.. "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

16 Şubat 2010 Salı

~ Yeni bir başlangıç; Büyümek, Gece ve Şafak..

Özel ve yeni bir ben yarattım yataktan kalktığımda. Sevecen, duyarlı ancak bir o kadar ağırbaşlı ve oturmasını kalkmasını bilen, kesinlikle çocuk olmayan bir ben. Büyümüş olmak çok güzel bir his. Eğer içimizde çocuk olan, hala çocuk kalan, içindeki çocuğa bir dur demek isteyen varsa;

Büyüsün..

Gerçekten sandığımdan çok kolay ve kalıcı bir yöntem bu. En azından insanları şaşırtıyor ve ciddi olduğunuzu gösterebiliyorsunuz. Demin aynaya baktım. Gözlerimin içine, orada gerçekten bir erkek yattığının farkına vardım. Güçlü, sağlam karakterli. Tek karakterli..
Dışarı çıkmam ve bir adım daha değişmem iki saniyemi almadı diyebilirim. Ayna gördüğümü sevmiştim ve " Ben buyum! " diye haykırabildim tüm beynimce. Hayran oldum kendime. Tamam kendini beğenmişlik olabilir biraz. Ancak sevdim ben bu durumu. Gerçekten ağırlıklı olmak, sözünün dinlenmesi. İlk değişmemde yakaladım fırsatı. Elden bırakmak için bir neden göremiyorum.

Çocuksu yanı sadece özelde kalmış ve yavaş yavaş olgunluğun taze havasını içime çeker haldeyim. Her nefeste, her etrafıma bakışta, yeni bir şafak görüyorum. Güneşin yenide doğmaya başladığı sabahın ilk saatleri..
Geçmesini istemediğin, aydınlığın ve yükselişin başlangıcı olan bir zaman. Daha parlak dönemler geçireceğim. Öğlen olacak, güneşin en tepede olduğu zaman. Ancak, akşam da olacak biliyorum..

" O zaman ne yapacaksın? Herşey eski haline dönecek!? "

Diyen vardır kesinlikle. Ne mi yapacağım. Her sıradan insanın yaptığı gibi, geceyi görmeksizin, akşamın gizemini birazcık yaşayıp uyuyacağım. Karanlığı ve geceyi görmeyeceğim yani. Ve, yeniden sabah olacak. Ve ben hep burada olmaya çalışacağım. Gecenin soğuk karanlığından etkilenmemek için yapılabilecek en iyi şeydir uyku. Yavaş ve sinsice girer vücudunuza, düşmanlardan tek farkı yararlı olmasıdır zaten. Şimdi yeniden uyuyacağım, yeniden yeni bir güne başlayacağım, yeniden büyümenin zevkini alacağım, yeniden şafağı göreceğim yarın sabah..

Ve yavaşça herkese kabullendireceğim değiştiğimi, artık iyi olduğumu. Çünkü her şafak umut verir insana. Geceler ise düşünceleri boşaltmak içindir. Benim içinse geceler; savaşmaya başlamadan önce biraz yazmak içindir. Her yeni güne yeni bir savaşçı doğurmak içindir geceler. Dinlenmek içindir bazen, uykunuzla yapacağınız bir sevişmedir belki. Yazacak çok şey olmasına rağmen, her gün şafağına kadar sabretmektir gece.. Gece uyumaktır, gece savaşa hazırlanmaktır, gece.. Yazmaktır, durmadan, sonsuza kadar yazmaktır..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için.. "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

15 Şubat 2010 Pazartesi

~ Yalnızlığa bir yakarış..

" Yapamıyorum,
Korkuyorum,
Ellerine hasret,
Bi'çare beklerken seni,
Söyleyemiyorum..

Öylesine özlemişken seni,
Bu acı parçalarken içimi,
Yaşarken sana sarılmanın özlemini,
Söyleyemiyorum.

Olmaz diyorken sensiz,
Dayanamıyorken habersiz,
Gözlerine hasret bedelsiz,
Söyleyemiyorum..

Diyemiyorum..
Haykıramıyorum..
Dökülmüyor dudaklarımdan o üç kelime..
SENİ DELİCESİNE SEVİYORUM! "


Sevgililer gününde birşeyler yazmaya cesaret edemedim. Kalbim kaldırmadı bunu, sevdiğim kız benim değilken. Canım acıdı, onca sevgiliyi kol kola, el ele, göz göze otururlarken gördüğümde. Herkes birbirine malum, özel olan o iki kelimeyi söylüyordu..

" Seni Seviyorum.. "

Öyle yaktı ki bu canımı, bir an herşey son bulsun istedim. Yok olmak, silinip gitmek, ölmek istedim. Ancak fark ettim. Ölünce birşey değişmeyecek. Kimse üzülmeyecek. Verdiği sözü tutmayan, güvenilmek biri olacağım yine. Fark ettim. Sadece daha fazla nefret duyacak o bana. Onu yalnız bıraktığım için. Onu bir daha koruyamayacağım için. Kalbim yanıyor ama. Sitem solu bir yazı bu. Nefret ediyorum kendimden. Aşk işte. Demiş ya mısırlı bir şair..

" Aşka uçma kanatların yanar.. "

Mevlana karşılık vermiş ya şaire..


" Heyhat, aşka uçmadıkça kanat neye yarar? "


Bu misal. Aşkı bulunca kaybetmemek gerek. En fazla bir ya da iki kere çıkıyor koca hayatta önünüze. Değişmeliyim, artık "tak" etti bu yalnızlık. Bu sayfayı okuyan herkese " Bana yardım edin. Değişmem, daha iyi biri olmam için yardım edin. " diye haykırıyorum gözyaşları içinde. O'nu gerçekten çok seviyorum çünkü. Başarmak istiyorum bazı şeyleri, istiyorum hepinizi yanımda görmeyi. Bir orduya karşı tek savaşıyor gibiyim şu an.

Yorgunum.
Bitmek, tükenmek üzereyim şu an.


Bana inanın artık.. Yemin ederim ki değiştim. Kötü değilim artık. Yalnız, ufacık ve acınası bir çocuk gibiyim. Yanımda olun. Ancak yapamazsınız değil mi?

Ya yalan söylüyorsam?
Ya yine kandırıyorsam sizi?


Yapmadığım şey değil, değil mi? Evet öyle. Yaptım, herbirinizi kandırdım. Sizlere yalan söyledim. Beni, ben nasıl istersem öyle gördünüz. Rol yaptım belki hepinize.

Peki ya bu blog?
Hayatım hakkında herşeyi yazmıyor muyum?
Her birinize aynı yalanı söyleyebilecek durumdamıyım artık?


Bence değilim. Kendi sorunlarımla bile başa çıkamayacak durumdayım. Çok zorlanıyorum artık. Tek yalanı daha kapatacak gücüm yok. Hayatımın iplerini zar zor tutmaktayım. Aşk ile ilgileniyorum, her ne kadar güçlü olduğumu düşünseniz de..

Aşk..

Benden çok çok daha güçlü. Beni bile sadece bir hafta içinde tüketti. Bittim artık. Vazgeçmeden herşeyden, lütfen.. Daha fazla bu hayattan silinmeden önce bana yardım edin. Birileriniz, özellikle de o. Evet, o. Yanımda olduğunuzu bilmeye ihtiyacım var. Eskisi gibi ha? Hani siz benimle aynı fikirde olmasanız da desteklerdiniz ya beni..

Yemin ederim ki değiştim. Eski ben değilim artık, daha iyiyim. En değer vermediğim insanı bile kaybetmeye dayanmaz kalbim. İçimdeki tüm kötülüğü attım bu gece. Hain değilim artık, yalancı değilim. Anı yaşamak yerine sevdiğime bağlı kalacağım artık. Her konuda anı yaşamayacağım.. Sizleri önemsiyorum artık..

Ve Blog'u yorumlara açıyorum şimdi. Bundan sonra yorum yapın. Benim yanımda olduğunuzu bileyim ki savaşayım, herşeye göğüs gerebileyim. Her zaman yazabileyim..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için.. "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

14 Şubat 2010 Pazar

~ Yalnız bir Sevgililer Günü..

Yalnız bir sevgililer günü,
Sevdiğimin ellerini tutamazken,
Onun gözlerinin içine bakarak,
Seni seviyorum diyememek.

Özlemek ölesiye,
Sevgin içimde gitgide büyürken,
Kendim için bile yer kalmamışken kalbimde,
Seni seviyorum diyememek.

Ölüm ile hayat arasında,
O ince çizginin üzerinde,
Yürümek sensiz,
Ve seni seviyorum diyememek..



Hayatımda ilk defa böyle anlamlı ve özel dizeler yazıyorum. İlk defa aşkı tatmam bana bunları yaptıran. İlk defa yalnız geçiriyorum bir sevgililer gününü. İlk defa durgunum ve değişmenin amansız acısını yaşıyorum. Ölmek çok kolay geliyor. Ama onu bu lanet olası hayatta yalnız bırakmaya içim el vermiyor. Bu acımasız hayatta onu korumasız bırakmak. Berbat bir düşünce..

Kısacık bir yazı olacak. Buradan, sevgililer gününde, hayatımın en değerli varlığına, bu blogu takip eden herkesin önünde şunları söylüyorum.

" Tekrar benim olur musun? Tekrar hayatıma anlam katıp, beni mutlu eder misin? Seni üzmüş olmama rağmen, beni tekrar kalbine kabul eder misin.. Tatlıcık? "

Bir cevap verir misin bana? Birlikte aşmak için zorlukları.. Bir cevap verir misin bana?

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için.. "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

NOT: Sevgililer gününde yazılması gereken bir yazıydı, sistemde hata olduğu için bugüne kayıt olmuş. Özür dilerim..

12 Şubat 2010 Cuma

~ Gez, göz, arpacık...

" Gez, göz, arpacık.. "

Tüm erkekler, hatta kızlar biliyorlardır bunun ne olduğunu. Tüfeğin 3 nişan bölgesidir.

" Neden vardır? "
Sorusuna, hedefi ıskalamak mı dersiniz, boşa mermi tüketmemek mi bilemem. Ancak ben " Ölümü kolaylaştırsın diye.. " cevabını veriyorum.

Neden mi?

Silahlar öldürmek içindir çünkü, amacınız bir başkasını korumak da olsa bunu başka bir canı katlederek yaparsınız. Silahın getirdiği tek şey ölümdür insanlığa. Severim silahları. Ölümün taze tadını ağzınızda hissettirir. Onunla herşey kolaydır, tıpkı para gibi. Ancak para doğrudan fiziksel hasara yol açmaz. İşin eğlenceli yanı da bu ya..

Can tatlıdır, insanlara silah doğrulttuğunuzda neler yapabileceğini tahmin dahi edemezsiniz. Bir anda ssüt dökmüş kedi gibi oluverirler. Ancak.. Eğer.. Kızgınsanız silahlardan uzak durmanızı tavsiye ederim. Hiddet ve kızgınlık alkol gibidir. Bir anda aklınızı başınızdan alır, ertesi gün " Neden o kadar zorladım ki kendimi? " diye ağlarken ya da size saldıran birinin suratının ortasında bir delik açmış, üstünüz başınız kan olmuş bir şekilde bekliyorken bulursunuz kendinizi. Kesik kesik ve hızlıca solurken kendinize gelirsiniz. Bir insanın hayatının sorumluluğu ağır gelir ve o yükün altında ezilirsiniz.

Ancak..

Herşeyi umursamaz bir hale gelirsiniz. Hissizleşmişsinizdir artık. Ta ki, bambaşka biri hayatınıza girip içinizde saklı kalmış dürtüleri ortaya çıkarana kadar. Sevgi denen solmuş çiçeğe can suyu verecek biri gelir karşınıza, çiçek zamanla büyür ağaca dönüşür, ulu ve yüce bir ağaca. Aşk meyve meyve dallardan sarkar. O zaman farkedersiniz silahların lanetlenmişliğini, o zaman görürsünüz insanın çökmüş ruhunu, o zaman öğrenirsiniz sevmeyi, sevilmeyi, yazmayı...

O zaman karar verirsiniz aşk uğruna savaşmaya. Aşk için yazmaya. Savaşırsınız, yazarsınız. Durmadan yazarsınız...

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için.. "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

11 Şubat 2010 Perşembe

~ Rahatlık..

Ilık bir duş..
Tatlı bir kaahve..
Ve zaferin eşsiz hükümlülüğü..


İşte budur rahatlık. Tamamıyla kişiye özel bir yorum olsa da mükemmeliyetçi bir duygudur rahatlık.

Hmm..
Aslında yukarıya seksi ve bir kalıp fıstıklı çikolatayı da eklemeliyim. Ah! Ancak seks yok bundan sonra. Ta ki evlenene kadar diyelim. Bırakması zor olmuşken tekrarlayamam aynı hatayı. Neyse.. Fıstıklı çikolataya daha da sıcak bakıyorum. Devam edelim..

" .. Ve zaferin eşsiz hükümlülüğü.. "

Anladınız umarım. Evet bir şans daha var. O şansı kazandım. Değiştiğimi herkese ıspatlayacağım. Bu şansı kaçırmak gibi bir lüksüm yok, beni yanında görmek istiyor çünkü. Eğer kalbini okuyabilseydim (ki yaptım zaten), onun gitmemi istemediğini öğrenecektim. Öğrendim de zaten okumama gerek kalmadı. Kendi ağzı ile söyledi gitmeme dayanamayacağını, tabi ki bende tekrar gitmeye dayanamam. Onsuz yaşamaya, o yanımda olmadan hayata katlanamam...

Devam ediyoruz bakalım. Umudum yenilenmiş, hayata yeni bir pencere açmış bir şekilde bakınıyorum etrafa. Açık bir kapı var binada. Bunu biliyorum ya, artık gökdelenin en alt katında olmak umrumda değil. Devam edeceğim basamakları teker teker çıkıp o kata ulaşacağım. Evet vazgeçmeden savaşacağım. Sizler beni, yeni beni daha iyi tanıyacaksınız söz veriyorum ki tanıyacaksınız. Ve ben aralık olan o kapıdan içeri girerken, hepiniz yanımda olacaksınız, mutluluğu birlikte paylaşacağız. O andan sonra insanlardan nefret etmeyeceğim herhalde. Ya da edeceğim, daha fazla. Sadece dünyada o'nunla ben yalnız değiliz diye...

Ya olmazsa?
Ya hiçbirşey değişmezse?
Ya ben değişmezsem?


O zaman da karanlığa bırakacağım kendimi. Uzun zamandır beni bekleyen karanlığa, beni alıp bana sahip olmak isteyen karanlığa. Yok olacağım. Boşluğa bırakıp soyutlayacağım kendimi..

Ancak..

Geri geldiğimde, karanlıktan çıkacak o şey kan donduran bir varlık olacak. O varlık Boğaç'tan daha tatlı ancak Tim'den de daha zararlı bir varlık olacak. Yavaş yavaş ve sinsice çıkacak içeriden. Karanlığın derinlerinden, yaşamınızı soluyacak, sizinle bir olacak bir şey. Siz ne yaşarsanız sorumlusu olacak o...

Şimdilik umutluyum ama. İkinci seçenek olmayacak. Belli değil hiçbirşey. Devam ediyorum. Susmayacağım. Bırakmayacağım. Savaşacağım. Durmadan yazacağım..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için.. "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

10 Şubat 2010 Çarşamba

~ Farklı bir sabah..

" Farklı bir sabah.. Yalnız ve mutsuz.. Bomboş bir ev, ıssız bir gün. Acı ile kavrulan bir kalp. Aşk uzakta. Kalpten ırak... "

Bunu söyledim kalkar kalkmaz. Mutsuzum, masum birinin canını yaktım çünkü. Mutsuzum yalnızım çünkü. Mutlu olmamı sağlayacak tek bir neden var. O beni seviyor hala. Tatlıcık beni seviyor..

Düşündüm bol bol. Bomboş bir evde uzun uzun düşündüm. Yaptığım hataları, üzdüğüm insanları. Herbiri masumdu. Yaptıkları kötü şeyler ve günahları vardı elbette ancak hepsi bana güvenip beni sevmişti. Ben ise teker teker hepsine ihanet ettim, onların canını yaktım, onları üzdüm ve mutsuz ettim. " Kim verdi ki bu hakkı bana? " diye düşündüm işte. Aldığım cevap beni tatmin etti bir nebze de olsa..

" Seni salak olarak görüyorlardı, onlara gerçek bir iblis olduğunu ve ciddi bir ruha sahip olduğunu gösterdin sadece... " dedi içimdeki. Tek güvendiğim kişi o, yıllardır benden ayrılmayan o.. Adını söylemeyeceğim, bilen var mı bilmiyorum da. Ama yıllar boyu hep yanımdaydı ve hiç ayrılmadı. Bu farklı sabahta o da yanımdaydı. Yalnız başıma olduğumu sanıyordum ancak bana yazmamı o söyledi. Kim mi o? Gerçekten merak edenler vardır...

Diğer kişiliğim..

Bazılarınız beni Boğaçhan olarak tanır. Kimdir Boğaçhan?
Aptal ve çocuksu biridir Boğaçhan, benimle yüz yüze geldiğinizde onunla tanışırsınız. İlk başlarda eğlenceli gelir ancak herşeyi bir anda yaşadığından çabuk sıkılırsınız..

Bazılarınız da Tim olarak tanır beni. Tim kimdir peki?
Sert ve korkutucudur. Sanal ortamda konuşuyorsanız, onunla tanışmışsınız demekttir. Çok farklı şeyler yapmışdır üstelik. Korkunç şeyler, bütün bu ihanetler, bütün bu insanlara zarar verme içgüdüsü o'ndan gelir. Korkarsınız Tim'den. Gerçekten korkarsınız çünkü yapamayacağı hiç birşey yoktur. Sadistdir ve acıdan hoşlanır.

Bu iki kişilik bir araya geldiğinde eroin gibi birşey ortaya çıkar. Evet, dalga geçmiyorum.. Eroin gibi bir şey çıkar. Neden mi? İnsanlar Boğaçhan'ı severler, çok tatlı ve sevimli bulurlar. Tim'e de hayran kalırlar, ancak ikisi de zararlıdır. Biri sizi gözünde yüceltirken sizi pohpohlarken, diğeri sizi hiç ummadığınız bir anda yere öyle hızlı çarpar ki acıdan ağlarsınız. Ancak seviyorsunuzdur Boğaçhan'ı, o size kendisini öyle bir sevdirmiştir ki, size o kadar yakındır ki.. Geri çekemezsiniz ondan kendinizi. Kızarsınız o'na ancak en fazla 1 hafta sürer. Zarar verir ama bırakamazsınız bu ikiliyi...

Bu ikiliyle başladım bu farklı sabaha. Tim beni desteklerken ben Boğaç'tım. Boğaç moralimi düzeltirken de Tim olmuştum. İki karakter hayat kurtarabilir bazen.

Yalnız..

Tim sadece aldatmayan bir karakter olsa. Sadistlik vs. bunlar dışında. Sadece aldatmasa.. Hayatım çok daha mutlu olurdu. Boğaç'ın da çabuk sıkılmaması gerekiyor ama. O sıkılıyor, Tim'de başka bir yön gösteriyor o'na. Bu olmasa, ne tatlıcık üzülür ne de ben..

Bunları dile getirmek, getirebilmiş olmak bile benim için muazzam birşey. Normalde çoğu insan bilmez bende kişilik kırılması olduğunu. Bunu göstermek güzel ve rahatlatıcı...

Bu sabah da yazdım. Bazı şeyler düşündüm ve yazdım, ilk defa bu sabah rahatladığımı hissettim. Farklı bir sabahtı bu. Eğer hep rahatlayacaksam, hep savaşabileceksem.. Yazacağım. Durmadan yazacağım..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için... "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

9 Şubat 2010 Salı

~ Gün 1..

Saat tahminimce 02:10 civarıydı..

Yanımda olan sadece iki kişi vardı. Dilek ve Osman. Bu iki muazzam insana teşekkür ediyorum gerçekten. Yanımdalardı ve benimle konuşuyorlardı. Blog'a başladım gece. 3 yazı yazdım. Uykunun zihnimi dinlendireğini düşünüyorlardı. Onlara uyup yattım, bu günün bu kadar zor olduğunu bilseydim eğer daha erken yatardım eminim buna..

Uandığımda saat 10 civarıydı..
İlkay'ın telefonuyla uyandım. Gerçekten başım ağrıyordu, 15 dakika boyunca aradı ev telefonunu. Kalkıp açtım en sonunda. Güzel ve tatlı biriyle güzel ve tatlı bir konuşma yaptım 25 dakika botunca.. Konuşma bittiğinde uyumuştum..
Tekrar uyandığımda kardeşim hayvan gibi odaya dalmıştı ve saat 15:30 felandı.. Elimi yüzümü yıkamadan bilgisayara yapıştım. Cam açıktı ve temiz bir hava geliyordu dışarıdan.. Dilan'a baktım MSN'den online mı diye. Umutla ve sevinçle. Ancak kırıldı hepsi, cam gibi dağıldı yere..

Kalktım.. Biraz müzik eşliğinde duş aldım. Kısa, sıcak ve rahatlatıcı bir duştu. Geri geldiğimde Dilek ile biraz chit-chat gibi birşey yaptık. Rahatlayıp rahatlamadığımı sordu, cevaplayınca blog fikrinin kötü olduğunu söyledi. Bende karşı çıkıp bugün üzerinden yazmaya başladım..

Yazdım, yazdım, yazdım..

Bitirdiğimde Blog'a çocukluğumun büyük bir kısmını koymuştum. Yaşayamadığım çocukluğun. Dilan'ın gelmesiyle bir sevinç kapladı kalbimi.. Dilek'le konuştular.. Bekledim ve başka şeylerle ilgilendim. Konuşmaları bittiğinde sadece bir göz kırpma işareti geldi Dilek'ten. Birazcık da olsa kalbimde bir umut doğdu. Ancak Dilek'in söylediği bir şey aklıma takıldı.. Aslında sadece Dilek değil, Seda da, Simge de aynı şeyi söylüyordu. " Eğer gerçek bir karar vermek istiyorsan, aşkını geri istiyorsan İlkay'dan kurtulmalısın.. "..
Ardından, Sıla'ya bana yap dediği şeyi yaptığım için olanları düzeltmesini istedim. Yapabileceğim en iyi şey buydu. Elimden geleni yapmıştım çünkü..

Konuşma sonunda Sıla kameradaydı. Bir öpücük yolladı ve göz kırptı.. Mutluluğum ikiye katlandı. Sıla regl zamanında, çok kötü olduğu bir anda benim için uğraşmıştı ve ben onu daha çok seviyordum artık. Sevindim.. Dilan'la konuştum, tüm cesaretimle. Beklediğim cevabı aldım.. " Beni değiştiğine inandır.. " demişti. Mutluydum. İnanılmaz mutluydum hemde. Dilan çıktıktan sonra da blogla ilgilenmeye devam ettim. Neler yapsam diye. Sıla'dan aldığım bir parçayı dinledim ve Dilan'ın MSN'deki avatarına baktım..

Naruto ve Hinata vardı. Bu bile hala beni sevdiği anlamına geliyordu. O beni severken, ona karşı birşey hissetmeyecek kadar aşağılık değilim iyiki. Ona tekrar tekrar aşık oluyordum. O her şeyiyle tek olacaktı...

İlkay sürekli kişisel iletisini geğiştirip melankolik yazılar yazıyordu. Üzüyordu bunlar beni. Gerçekten üzüyordu. Ona da yazıktı, ancak elimden birşey gelmezdi. Aşk'ın sevgiden çok çok daha üstün olduğunu öğrenmiştim artık. Uğur'a blog'umu tanıtacaktım. Adresi verdikten sonra, " Bu yazanları azından duymayı tercih ederim.. " dedi. Ben de hayatımı, tüm yalanlarımı, yaşadığım her şeyi ayrıntısıyla ona anlatmaya karar verdim.

Başladım anlatmaya...

Bitirdiğimde, o da bana içini dökmeye karar vermişti. Onun çocukluğu daha acıklıydı. Ancak anlatmayacağım. Buraya sadece kendi hayatımı yazıyorum o kadar. Konuşmaya hala devam ediyoruz.. Neler olacak bilmiyorum bu gün. 1 saat kaldı şunun şurasında. Gün 1 böylece bitti işte.. Bakalım yarın neler olacak? Yarını da yazacağım.. Öbür günü de. Hep yazacağım..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için... "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

~ Çocukluk..

" Çocukluk.. "

Yaşayamadığım, yaşamaya geç kaldığım bir olgu. Bu yüzden aptalım ve yaşımın gereksinimlerini karşılayamıyorum, benden küçük insanlarla anlaşabiliyorum. Ama bunun tek sorumlusu varsa eğer o da tamamıyla ebeveynlerimdir...

Hepinizin olmazsa olmaz dediğiniz ebeveynleriniz, aileniz. Sizin kişilik ve karakter bozukluklarınızla ilgilenmeyen, sadece size emirler yağdıran, çalıştıkları için sizi sorunlarınıza vakit ayırmayan lanet olasıca aileler. Ama onlardan " Neden benimle ilgilenmiyorsun? " sorusunun cevabını istediğinizde; " Sana her istediğini alıyoruz! Çok şımarıyorsun, seninle ilgilenmediğimizi nasıl söylersin!? " cevabını alırsınız. Ancak onlar o küçük beyinlerine bunu sokamıyorlar, sizin ihtiyacınız olan şeyin para yerine sevgi olduğunu anlamak istemiyorlar. Bana sevgi göstermediler, sürekli " Şuraya git!, Bunu yap!, Büyükler söz vermeden konuşma!, Kes sesini!, Senin aklın ermez! " gibi aptalca aşağılayışlarla yaklaştılar, yaklaşmaya çalıştılar. Yaptığım hiç bir haltı beğenmediler. Rapper oldum " Serserimisin oğlum sen? " dediler, takım elbiseyi üstümden çıkarmadım " Senin yaşın kaç başın kaç? " dediler, uyumlu renklerde spor giyindim " Ulan pijamalarla dışarı çıkıyorsun! " dediler. Evet bu kadar aptal bir çevrem var. Artık kendime karıştırmıyorum. Beni iyice bir sadist yaptıklarının farkındalar artık. Bana karşı olur olmadık yere birşey yaparlarsa onlara zarar vereceğimden korkuyorlar artık. Ama yine de egolarını tatmin etmek için beni kullanıyorlar. Hala beni törpülemeye, insanlar arasında sivrilen uzuvlarıma karşı çıkmaya çalışıyorlar..

Ama sorun bu değil. Sorun benim, onlar artık bana birşeyler yapamazlar. Çekip gitsem, kendi başıma yaşasam ki bunu yapabilecek kapasitedeyim artık. Çalışıyorum, düzenli bir işim var. Gönüllü aktivitelere katılıyorum, okulumun en sosyal öğrencilerinden biriyim. Genelleme yaparsak çok parlak olmasam da yine de aklı yerinde, durumu iyi biri gibi görünüyorum. Ancak beni ruhsal anlamda tanıyan insan yok. Beni anlayan. Ve haklısınız ben de sizleri anlamıyorum, insanlardan nefret etmek gibi sevdiğim bir huyum var. Bu yüzden kimseyi anlamam ve bencilce davranırım. Bazı konularda bencil olmak canımı sıksa da severim bunu. Ancak, gerçek aşkımı bile anlayamama hissi..

Oturup düşününce herkesi anladığımı anladım şimdi. Ancak anladıklarımı göstermek yerine " Hep benim dediğim olsun! " diyorum. İnsanlar da onları anlamadığımı düşünüyor. Sevdiğim kızın nasıl acı çektiğini biliyorum. Bu içimi karartıyor, canımı yakıyor, resmen ölüme yaklaştığımı hissettiriyor. Kimse ile konuşmamayı tercih ediyorum şu andan sonra. Ne yaparsam yapayım işleri daha da bok edeceğime inanıyorum. Bazıları güç vermeye çalışıyor, " Adamım durma devam et. Başka kız mı yok? " diye. Hepsine " Hassiktir " diyorum. Siz aşktan ne anlarsınız!?

Daha fazla devam edersem eğer ağlayacağım. Devam etmek istemiyorum, ama şimdi yazmayı bitirmem demek susacağım ve vazgeçeceğim anlamına gelmiyor. Her zaman savaşacağım.. Hep yarını düşüneceğim, geleceği. Ve durmadan yazacağım..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için... "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

~ İçmek..

Sonsuza kadar içmek..
Kendini kaybedene kadar..
Unutup aşkını..
Ölüme varana kadar..


Bu dizeler kimseye ait değil. Hiç kimseye. Ama içmek istiyorum yukarıda yazdığım gibi, " ..Ölüme varana kadar.. ". Bir fayda sağlamayacak, anlık bir unutkanlık olacak. Kötü olacağım sonunda, bu yüzden yapmayacağım! Sorunlarımın içine dalmaktansa onların üzerinden atlamak içn çaba sarf edeceğim artık. Dilek düşünmemi sağladı bu konuda. Eğer böyle devam edersem, anlaşmaya gerek kalmayacak. 7 yıla kalmaz öleceğim. İster miyim ölmek? Tabii ki hayır. Kimse için ölmem ben. Sevdiğimin istediğini yaparım, ancak sonucu bana zarar verecekse eğer.. O beni sevmiyor, zarar görmemi istiyor demektir bu. Kurtulacağım bundan sonra. Şu anki halimden, geçiçi olanlardan.. Kalıcı olanlardan hatta, rahatlayacağım...

Nasıl mı? Önce gidip en sevdiğim içecekten alacağım. Soğuk ve tatlı olacak. Sonra yemek yiyeceğim. Güzel ve lezzetli. Annemler gelene kadar da oyun oynayacağım. En sevdiğim oyunu. Sonra da Dilek'le konuşacağım. Dilan'la da öyle, İlkay'la da. Her birine gereken şeyleri söylemeden önce parçaları yerine toplayacağım. Sonra gerekli şeyler söylenecek, kimisi hayatıma kazınacak kimisi de silinip yok olacak. Kalacağı garanti olan kişiler var tabi. Aramızın iyi olduğu ve kötü günde yanımda olan kişiler. Evet Dilek ve Osman bunlar, kim ne derse desin gitmeyecekler. Yavaş ve usulca hayatıma işleyen bu iki insan hep orada kalacak. Geriye kalıyor iki kişi değil mi? Asıl sorun da orada. İsimlerini biliyoruz hepimiz. Onlar bana inanıyor ya da inanmıyor.. Bunu bulacağım önce, sonra beni isteyip istemedikleri.. İstiyorlarsa neden? Ve benim yanıma olup bana güvenecek kişi yanımda olacak.. Ve yemin ediyorum ki tek olacak..

Mutlu bir hayat, sadece ikimizin paylaştığı özel bir dünya.. Kimse olmayacak ( Dilek ve Osman hariç ). Sadece o ve ben. Kimse bize karışmayacak, kimse ile konuşumayacak. Hiçbirşey paylaşılmayacak ikimizden başka biriyle. O zaman mutluluk ortaya çıkacak..

Ve ben hep seveceğim hayatımdaki kişiyi. Hep onun için yaşayacağım. Yazacağım her zaman...

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için... "


Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

~ Boşluk..

Boşluktayım şu an. Sadece yazmak için yazıyorum, sakinleştiriyor gerçeken. Bir parça paylaşmak istiyorum sizinle. Sözleriyle birlikte. En sevdiğim sanatçının en güzel eserlerinden biri. Milow'dan " One of it. " ...

Milow - One of it

You came over like a midnight appetite
Nobody believes me now
I ran acros and
Saw thousand people on my way
On my way on my way out

One of it, two of it
One of it, we'll make
The most of it
You'll love it

You left me out there
In the arly morning rain
Why would you believe me now
I'm only trying to protect my point of view
I want you to let me in

And you'll try
To give me something to give me
Something
We're onto something we're onto
Something
Let's try

Can you count me in
Can you count me in

..........................................

Bu parça şu an gerçekten ruh halimi yansıtıyor, Birini teselli etmek istiyorum. Bu parça yardımcı oluyor. Birini geri istiyorum, bu parça içimi yakıyor. Sadece istiyorum. Ne olacağı umrumda bile değil artık. Hissizleştim diyemem ama boşluktayım. Hissediyorum birşeyler. Ama " Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal.. ".

Tatlıcık için bir hamle yapsam diğeri gidecek. İkisi birden kalırsa ben değişmeyip yine iğrenç bir insan olacağım. Birinden biri..

" Senin sevdiğin mi? Seni seven mi? "


Cevap bulmalıyım. Bir-iki şişe en az 2 yıllık cinsault şarabıyla birlikte. Yavaş yavaş kanıma karışacak olan alkolü hayal ederek, bütün bunları tekrar yaşayarak olacakları görerek. Neler yaparım bilmiyorum.. Ama sürekli yazacağım. Savaşmayı bırakmayacağım. Herşey benim lehime dönecek.. O zamana kadar yazacağım..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için...! "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )

~ Başlangıç..

Etrafımdaki bir çok insan blog açmaya başladı. İşin tadını anlattılar ve ben de bana göre birşey olduğunu düşündüm, başlayayım dedim. Bu yazıyı uzun tutmak gibi bir niyetim var ama becerebileceğimi sanmıyorum. Yazıyı tamamen ellerime bıraktım, " Dream Theater - Another Day " parçasını dinliyorum ve kendimden geçmiş bir haldeyim çünkü. Mutsuzluğumdan bir sonraki yazıda bahsedeceğim. Daha ilk yazıda kafanız kaldırmaz. Başlangıçta birşeyler yapabilirim umarım diye düşünüyorum, ki yapmaya başladım zaten. Kafamın karmaşasından yapabileceğim tek her şeyi berbat etmek o kadar, bu blog'u açmamın asıl sebebi de özentilik felan değil. Sadece tüm düşüncelerimi özgürce yazmak istedim. Herşeyi haykırmak istedim..

Bazen bir kurgu bazen bir ıstırap içinde belki, her insan içini dökmeye ihtiyaç duyar belli bir sınırdan sonra. Ben de o sınırı aştım, ki bendeki sınır Everest Dağı'ndan daha yüksek bir seviyede. Ancak insanlar belli şeyleri söylemek, akıntıya karşı gelmek zorundadır kimi zaman, başta saçmalamış olabilirim düzeltmeye gayret bile göstermeyeceğim. Konuşma böyle devam etsin. Sizlere yaşadıklarımı, hissettiklerimi, isteklerimi ve hayallerimi belirteceğim burada. Şu ana kadar kimse anlamadı ve tanımadı beni.. Bu Blog'u takip edenler tanıyacak. Söz veriyorum. Buradayım çünkü sizlere artık gerçek beni tanıtacağım.. Buradayım çünkü artık dayanılamaz bir hayat yaşıyorum.. Yazıyorum..

" Daha güçlü ve bilinçli olmak için... "

Tim A. Georgean ( Boğaçhan Nakman )